LİDERLİK · ETİK

Nefisten Büyük Müftü Yoktur

Kemal Bayraktar ·

◉ 1.235 görüntülenme

“Nefisten büyük müftü yoktur; her şeye bir fetvası vardır.”

Bu söz yalnızca bireysel ahlaka dair bir uyarı değil; liderlik, strateji ve siyasal iletişim alanlarında yaşanan en temel sapmanın özlü bir tarifidir. Çünkü nefis, yani çıkar, güç arzusu ve konfor alanı, denetimsiz kaldığında her kararı meşrulaştıran görünmez bir otoriteye dönüşür.

Liderlik pozisyonlarında bu durum daha da tehlikelidir. Zira liderin nefsi yalnızca kendisini değil; kurumları, toplumları ve gelecek kuşakları etkiler. Bu noktada sorun hatalı karar vermek değil, hatayı “haklı” kılacak gerekçeleri üretme becerisidir.

Liderlikte nefis: Karar mı, gerekçe mi?

Zayıf liderlik karar almadan önce düşünmez, karar aldıktan sonra gerekçe üretir. Nefis tam da burada devreye girer. Yapılan tercihler etik, kamu yararı veya stratejik akıl üzerinden değil, “ben böyle uygun gördüm” duygusu üzerinden savunulur.

Liderliğin patolojisi eleştiriye kapalı olmaktır. Eleştiri tehdide, geri bildirim sadakatsizliğe, veri ise “niyet okuma”ya indirgenir. Nefis kendisini sorgulatmamak için başarı hikâyeleri, seçilmiş veriler, düşman anlatıları ve kutsallaştırılmış söylemler gibi her enstrümanı kullanır.

Gerçek liderlik ise nefsi dizginleyebilme kapasitesidir. Yetki nefisle sınanır; güç karakteri büyütmez, açığa çıkarır.

Stratejik körlük

Strateji doğası gereği soğukkanlılık, uzun vadeli düşünme ve öz disiplin gerektirir. Ancak nefis stratejiyi sıklıkla kişisel tatminin aracına dönüştürür. Bu noktada hatalı stratejiler yanlış oldukları için değil, “bizim stratejimiz” oldukları için savunulur.

Nefsin fetvası stratejik körlük üretir. Başarısızlıklar “dış güçlere”, “yanlış anlaşılan vizyona” veya “zamansız eleştirilere” bağlanır. Oysa sorun stratejinin kendisinden ziyade, stratejiyi revize etmeyi reddeden zihniyettir.

Kurumsal ve siyasal tarihte en yıkıcı hatalar bilgi eksikliğinden değil, yanlışta ısrarın ahlaki ve stratejik gerekçelerle süslenmesinden doğmuştur.

Meşruiyet mi, meşrulaştırma mı?

Siyasal iletişim hakikati aktarma sorumluluğu ile algı yönetimi arasındaki gerilim hattında yürür. Nefis bu alanda son derece üretkendir. Gerçeklik anlatıya, hesap verebilirlik mağduriyet söylemine, eleştiri ise “hainlik” etiketine dönüştürülür.

“Nefisten büyük müftü yoktur” sözü siyasal iletişimde kullanılan meşrulaştırma dilini açıklamak için anahtar bir metafordur. Her kararın bir fetvası vardır: “Halk bunu istiyor”, “Şartlar bunu zorunlu kıldı”, “Başka çaremiz yoktu”.

Meşruiyet toplumsal rıza ve hesap verebilirlik üzerinden inşa edilir; meşrulaştırma ise sonradan üretilmiş gerekçelere dayanır. Nefis meşruiyet inşa edemez, ancak meşrulaştırma üretir.

En tehlikeli fetva, kendine verilendir

Liderliğin kalitesi nefsi ne kadar iyi gerekçelendirdiğiyle değil, onu ne kadar sınırlandırabildiğiyle ölçülür. Güç sınır tanımıyorsa yozlaşma kaçınılmazdır.

Gerçek liderlik nefsi susturabilme, gerekirse geri adım atabilme ve “yanıldım” diyebilme cesaretidir. Strateji nefsi değil, gerçekliği merkeze alır. Siyasal iletişim ise fetva üretmez, hesap verir.

Aksi hâlde fetvalar çoğalır ama güven azalır. Güven tükendiğinde ne liderlik kalır ne strateji ne de inandırıcı bir siyasal iletişim.

← Tüm yazılar