Şehir ve İnsan

Türkiye'nin Maarif Davası: Diploma mı, İnsan mı Yetiştiriyoruz?

Kemal Bayraktar ·

◉ 1.189 görüntülenme

Her eğitim öğretim yılı başladığında aynı konuları konuşuyoruz: Müfredat değişti mi, sınav sistemi nasıl olacak, ders saatleri yeterli mi, okulların fiziki imkânları ne durumda?

Bütün bunlar önemlidir. Fakat asıl soruyu çoğu zaman gözden kaçırıyoruz:

Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?

Bilgili ama vicdansız mı? Başarılı ama sorumsuz mu? Diploma sahibi fakat yaşadığı topluma yabancı mı? Yoksa bilgiyi hikmetle, başarıyı ahlakla, özgürlüğü sorumlulukla birleştiren şahsiyetli insanlar mı?

Türkiye’nin maarif davası tam da bu sorunun etrafında şekillenmektedir.

Marif, Müfredattan Daha Büyük Bir Meseledir

“Maarif” yalnızca eğitim ve öğretim anlamına gelmez. İnsanın zihnini bilgiyle, karakterini ahlakla, ruhunu kültürle buluşturan bütünlüklü bir yetiştirme anlayışını ifade eder.

Nurettin Topçu’nun ifadesiyle, “Felsefesi olmayan milletin mektebi olmaz.”

Çünkü bir eğitim sisteminin arkasında insan, toplum ve gelecek tasavvuru bulunmuyorsa okul; düşünce üreten bir kurum olmaktan çıkar, yalnızca sınava öğrenci hazırlayan bir merkeze dönüşür. Topçu’nun eğitim anlayışı; öğrenci, öğretmen, okul, ahlak ve kültürü birbirinden koparmadan ele alır.

Bugün çocuklarımız daha fazla bilgiye ulaşıyor, daha çok sınava giriyor ve daha fazla diploma sahibi oluyor. Ancak aynı çocukların merhamet, adalet, sorumluluk, vefa ve toplumsal aidiyet duygularını ne ölçüde geliştirebildiğini yeterince tartışmıyoruz.

Oysa eğitimin gerçek başarısı yalnızca öğrencinin çözdüğü soru sayısıyla değil, hayat karşısında aldığı sorumlulukla ölçülmelidir.

Bilimi Alalım, İnsan Tasavvurumuzu Kaybetmeyelim

Topçu’nun eleştirisinin merkezinde taklitçilik vardır. Onun itirazı bilime, teknolojiye veya Batı’nın bilimsel birikimine değildir. İtirazı, başka toplumların eğitim modellerini kendi tarihimize, kültürümüze ve ihtiyaçlarımıza bakmadan aynen aktarmamızadır.

Türkiye elbette dünyaya açık olmalıdır. Bilimi takip etmeli, teknolojiyi geliştirmeli ve evrensel birikimden yararlanmalıdır. Ancak bunu yaparken kendi insan tasavvurundan vazgeçmemelidir.

Bu değişim ve dönüşümün bir neticesi olarak bugün ülkede Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali TEKNOFEST

Bilimi alabiliriz, yöntemi geliştirebiliriz; fakat kimliğimizi ve insan idealimizi ithal edemeyiz.

Köklerinden kopan bir eğitim sistemi, öğrencisine yön gösteremez. Yalnızca geçmişi anlatan ama geleceğe hazırlamayan bir sistem de görevini yerine getiremez. İhtiyacımız olan; geçmişin birikimi ile geleceğin imkânlarını buluşturan millî ve çağdaş bir eğitim anlayışıdır.

Öğretmen Yeniden Eğitimin Merkezine Alınmalıdır

Maarif davasının en önemli aktörü öğretmendir. Öğretmen, yalnızca müfredatı sınıfta aktaran bir kamu görevlisi değildir. Çocuğun karakterine dokunan, ona düşünmeyi öğreten, yeteneğini keşfeden ve hayat yolculuğunda yön gösteren bir şahsiyet mimarıdır.

Fakat öğretmene sürekli evrak hazırlatan, onu idari işlerin arasında yoran, mesleki itibarını zedeleyen ve karar süreçlerinden uzaklaştıran bir sistemin güçlü nesiller yetiştirmesi mümkün değildir.

Öğretmenden idealist nesiller yetiştirmesini bekliyorsak önce öğretmenin itibarını, çalışma huzurunu ve mesleki gelişimini güvence altına almalıyız. Çünkü öğretmenin heyecanını kaybettiği yerde öğrencinin merakı da zamanla söner.

Değerler Anlatılarak Değil, Yaşanarak Öğretilir

Ahlak ve değer eğitimi yalnızca bir dersin ya da belirli haftalarda düzenlenen etkinliklerin konusu değildir.

Çocuğa adaleti anlatıp okulda adaletsiz davranırsak, dürüstlüğü öğütleyip başarı için her yolu meşru görürsek, saygıdan söz edip öğretmeni itibarsızlaştırırsak verdiğimiz bütün mesajlar anlamını kaybeder.

Çocuklarımız söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğrenir.

Bu nedenle maarif davası yalnızca Millî Eğitim Bakanlığının değil; ailenin, üniversitenin, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın ve toplumun tamamının meselesidir.

Şehirler de birer eğitim alanıdır. Kütüphaneler, spor tesisleri, kültür merkezleri ve gençlik merkezleri yalnızca açılış törenlerinin mekânı olmamalıdır. Gençlerin düşündüğü, araştırdığı, ürettiği ve projelerini hayata geçirebildiği merkezlere dönüştürülmelidir.

Yapay Zekâ Çağında Asıl İhtiyacımız Muhakemedir

Yapay zekânın birkaç saniyede bilgi üretebildiği bir dönemde çocuklara yalnızca bilgi ezberletmek artık yeterli değildir.

Geleceğin eğitim sistemi; doğru soruyu sorabilen, bilgiyi doğrulayabilen, eleştirel düşünebilen, teknolojiye yön verebilen ve aldığı kararın ahlaki sonuçlarını değerlendirebilen insanlar yetiştirmek zorundadır.

Çünkü teknoloji insana hız kazandırabilir; fakat hangi yöne gidileceğine vicdan ve muhakeme karar verir.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde ifade edilen “yetkin ve erdemli insan” hedefi; bilgi, beceri ve değerleri bir bütün olarak ele alması bakımından önemli bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Ancak hiçbir eğitim modeli yalnızca metinlerde güzel ifadeler bulunduğu için başarılı olmaz. Başarı; öğretmenin niteliğinde, sınıfın atmosferinde, ailenin desteğinde ve değerlerin günlük hayata yansımasında ortaya çıkar.

Mesele Bir Neslin Karakteridir

Türkiye’nin maarif davası yeni bir sınav sistemi hazırlamak ya da müfredata birkaç konu eklemekten ibaret değildir. Bu dava, bir milletin kendi geleceğini hangi değerler üzerine kuracağı meselesidir.

Çocuklarımızı yalnızca yarışa hazırlarsak birbirlerini rakip olarak görürler. Onlara sorumluluk verirsek topluma hizmet etmeyi öğrenirler. Yalnızca başarıyı öğretirsek kazanmak için her yolu deneyebilirler; ahlakı da öğretirsek nasıl kazandıklarının en az kazanmak kadar önemli olduğunu bilirler.

Artık tartışmamız gereken soru açıktır:

Daha çok diploma sahibi insan mı yetiştireceğiz, yoksa bilgisiyle ülkesine değer katan, vicdanıyla insanlığa yön gösteren şahsiyetler mi?

Unutmayalım:

Bir ülkenin geleceği, çocuklarına kaç soru çözdürdüğüyle değil; onlara nasıl bir karakter ve hangi sorumluluğu kazandırdığıyla şekillenir.


Kemal Bayraktar


← Tüm yazılar